|

GAZİ HACI ŞEHMUS ÖZDOĞAN
(ŞEXI HEMZAN)
1896 yılında HOP köyünde doğmuştur. Babasının adı BEKİR annesinin adı AYŞE dir. Kendisi ailenin tek erkek çocuğu olup HITI ve GEVRAN adında iki kız kardeşi vardır. Babasını küçük yaşta kaybettiği için dedesi HAM-I HEMZAN tarafından büyütülmüştür.
1914 yılında askere RAMAZAN YÜZDAĞ ve RAMAZAN YEŞİLAĞAÇ la beraber alınmışlardır. RUSLAR VE ERMENİLERE karşı ERZURUM HASANKALE' de savaşmış orda ayağından yaralanmış tedavi olduktan sonra 1915 yılında MUŞ MALAZGİRT te OSMANLI – RUS ve ERMENİ SAVAŞIN da savaşmıştır. Burada üç aylık RUS ablukasında kalmış 3 ay osmanlı devletiyle irtibatları kesilmiş yiyecek ve mühimmatları bitince teslim olmak zorunda kalmışlardır. Esir düştüğünde ERMENİ çeteciler tarafından öldürülmek istensede RUS askerleri buna izin vermemiş engel olmuşlar. Trenle esirler RUSYA'ya götürülürken OSMANLI askerleri tarafından yanlışlıkla top ateşine tutulmuş ve esirlerin üçte ikisi şehit olmuştur. Askere beraber gittiği arkadaşlarından savaş sırasında RAMAZAN YÜZDAĞ şehit olmuş RAMAZAN YEŞİLAĞAÇ ın akıbeti tam olarak bilinmemektedir.
Esir alındıktan sonra GÜRCİSTAN ve KAFKASLAR üzerinden önce MOSKOVA'ya götürülmüş burada bir müddet kaldıktan sonra SİBİRYA ya götürülmüştür. Buralarda özellikle demir-çelik fabrikaları ve kömür madeni ocaklarında çalışmıştır. Belli bir zaman sonra berberlik yapmaya başlamıştır. Bu meslek sayesinde kaçmayı başarmıştır. SİBİRYA da yaklaşık olarak 5 yıl esir olarak kalmış rusçayı ana dili gibi öğrenmiştir. SİBİRYA da hasta düşmüş burada buzun içine konulup ameliyat edildiğini kendisi anlatmıştır.
Uzun yıllar ardından kaçışını gerçekleştirmiş 6 ay boyunca gece yürüyerek gündüz uyuyarak tarlalarda bulduğu yiyecekler yabani meyveler ve otlarla beslenip kaçmıştır. 6 ay sonunda türk bayrağını görünce oraya sığınmak istemiş bekçi belgeleri olmadığı için izin vermemiş çıkan arbedeyi gören konsolos onu içeri almıştır. Ve orada AVUSTURYA nın VİYANA şehrinde olduğunu öğrenmiştir. Evrakları olmadığı için 2 ay boyunca öğrencilerle beraber konsoloslukta kalan ŞEHO ÖZDOĞAN belgelerinin gelmesinden sonra demiryolu ile İSTANBUL a gelmiştir.
İSTANBUL da askeri birlikte kaldığı sırada ordu atlarında hastalık başgöstermiş ve bazı atlar ölmüştür. Bunun daha önce gördüğü bir hastalık olduğunu ve tedavi etmeyi bilen ŞEHO burda atları tedavi etmiş bunu gören komutan ona orduda veteriner olarak kalması için teklifte bulunmuş fakat bu teklifi çektiği hasretlik nedeniyle kabul etmemiş atların tedavisini yaptıktan sonra İSTANBUL'dan ayrılmıştır. Ve yine demiryolu ile DİYARBAKIR a gelmiştir.
Diyarbakırdan köye yaya olarak gelirken kızılçayı (çermik) nın yanında 3 Eşkıya tarafından yolu kesilmiş ve soyulmak istenmiştir. Biri yaşlı ikisi genç olan bu eşkiyalarla arasında şöyle bir konuşma geçmiştir.
yaşlı olan eşkiyaya sormuş ;
- amca sizden hiç savaşa gidenler oldumu acaba ?
Yaşlı Eşkıya;
- evet dedi biri abim iki tane de kardeşlerimin çocukları savaşa gittiler
- acaba onlar geri gelseydi sen ne yapardın?
- Dünya benim olurdu demiş yaşlı adam
- amca bak ben 7 sene esir kaldım ben de onlardan biriyim demiş
o anda ihtiyar pişman olup sarılmış gözyaşlarını tutamamışyeğenlerini yanına çağırıp silahlarını alıp taşa vura vura kırmış ve tövbe etmiş. Ve kendisini dualarla yolculamıştır.
Ve 7 yıllık ayrılıktan sonra köyüne dönmüştür. Köye döndüğünde kız kardeşlerin evlenip köyden ayrılmış olduğunu öğrenmiştir. Daha sonra SULTAN hanımla evlenmiş bu evlilikten ikisi erkek ( AHMET ve ABDİ ) biri kız ( KEJI ) 3 çocuğu olmuştur. İkinci evliliğini HANIM hanımla yapmış ondan çocukları olmamıştır.
Kendisine ANKARA dan RUSÇA tercüman olması için teklif gelmiş ama gurbetlik istemediği ve sıla hasreti çektiği için kabul etmemiştir.
1928 yılında BÜYÜKTIL köyünün ( 14 köyün bağlı olduğu bir muhtarlık) muhtarlığını yapmıştır.
Daha sonraları kendisi ticaretle meşgul olmuş ve çok başarılı olmuştur. MALATYA ya kervancıbaşı olarak gitmiştir.. MALATYA'ya nar kabukları götürüp satmış ordan tuz, kaşık ve elek kasnakları alıp getirmiş ve bölgesinde satış yapmıştır.
Aynı zamanda kendisi usta bir marangoz olup kendi ürettiği çiftçilik aletlerini, çift sürme aletleri, hasat aletleri, dam sürme aletleri imal etmiş ve götürüp satmıştır. Daha sonra SİVEREK 'te ŞEYH SÜLEYMAN'la ortak olarak marangoz dükkanı işletmiştir. Halen çırakları mevcuttur.
Kendisi birçok konuda ilkleri gerçekleştirmiş bilgili bir adamdır. Köyüne bir sürü ilkler getirmiştir. saç sobayı, patates tohumunu, maydanoz tohumunu, ayva ağacını, malatya armudunu, tatlı elma bunlardan bazılarıdır.
Köyümüzden ilk hac vazifesini yerine getiren kişidir. 1965 yılında hacca gitmiştir.
son zamanlarda SİVEREK ilçesine taşınmış burada da ticaretle uğraşmıştır.
Kendisi RUSYA'da esirken gördüklerini anlatırken o zaman şartlarında anlattıkları inanılmaz gelmiştir. Örneğin bir düğmeye basılıp ışık açıldığını, bir pakete 20 ad sarılı sigara konulup satıldığını, televizyonun varlığını ve benzeri şeyleri anlatmıştır.ki bunlar o zamanın şartlarında anormal gelmiştir.
11.03.1973 pazar günü DİYARBAKIR NUMUNE HASTANESİ 'nde vefat etmiştir. Cenazesi köyüne getirilip defnedilmiştir.
Kendisinin şu anda 200'ü geçkin torunları ve torunlarının torunları yaşamaktadırlar.

Yukarıdaki resim 1972 yılında SİVEREK'te çekilmiştir. resimdekiler : üstte olan torunu ve şimdiki dernek başkanımız SÜLEYMAN ÖZDOĞAN alt: H. ŞEHMUS ÖZDOĞAN ve 2. eşi HANIM ÖZDOĞAN
KAYNAK: SÜLEYMAN ÖZDOĞAN VE SELAHATTİN ÖZDOĞAN Kendileri torunları olup bize verdikleri resim ve bilgiler için kendilerine site yönetimi olarak teşekkürü borç biliriz.
sizlerde bize hoplu şahsiyetlerle ilgili bilgi ve belgeler yollarsanız yayınlamaya çalışacağız. |