1-KIRVAR: Kırvar Aşireti, Siverek-Çermik arasında bulunan köylerde yaşayan, bulundukları bölge tarıma elverişli olmaması nedeniyle yoğunlukta Siverek ve son dönemlerde büyük şehirlere göç eden, Siverek'in en kalabalık ve etkili aşiretlerden olup, siyasal yaşama CHP döneminde katılan ve halen siyasetin şekillendirmesinde belirleyici olan bir aşiret olup, kırsalda hayvancılık, şehirlerde ticaretle uğraşırlar
2-BUCAK: Bucak bir çok küçük aşiret ve kabilenin bir araya gelmesinin ortak adıdır (Heciyan, Osekiyan, Gülerler, Xılıkan, Kazolar, Abıkan, Desman, Çukan, Kıjo(Akçiçek), Dona, Hamida, Golıj, Bitik, Alhas, İsmailen(olbiş). Siverek Fırat arasında ve Fırat kenarında bulunan köylerde yaşayan, Atatürk Barajının yapılması, köylerin büyük bir kısmının sular altında kalması nedeniyle yoğun olarak Siverek, Hilvan ve Urfa'ya yerleşen, Siverek'in en büyük aşiretlerinden biridir. Tarım, hayvancılıkla uğraşırlar. Demokrat Partisi döneminden (1950)'lı yıllardan beri bölgenin siyasetinde etkindirler. Türkiye ve yurt dışında bir çok okumuş aydın, siyasetçi ve ticaretle uğraşan şahsiyetleri bünyesinden çıkarmıştır.
.
3-İ
ZOL: İzol Aşireti, Malatya bölgesinden başlayarak Siverek-Diyarbakır-Ergani üçgeni yoğunlaşan, Siverek-Hilvan arasında bulunan köylerde kısmen yaşayan, Mardin-Kızıltepe, Kasra- Kanco denilen bölgeye kadar uzanan genelde bölgenin tamamına yayılmış büyük, çok parçalı ve aşiretin bünyesinde bir çok kabileye, alt aşiretlere bölünmüş büyük bir aşiret olup, bu aşiretin en etkili olduğu bölge Siverek olup, Bölge siyasetinde etkili olan bir aşirettir.
4-KARAKEÇİ
: Karakeçi Aşireti, Siverek-Viranşehir arasında bulunan, geniş Karakeçi ovasının ve verimli toprakların bulunduğu bölgenin tamamına yayılmış bölgede bulunan köylerde, Siverek, Viranşehir, Şanlıurfa ve Bozova bölgesine kadar geniş bir bölgede bulunmaktadırlar. Kıl çadırları, en ünlü karakeçi kilimleri ile bilinirler.
5-KARAHAN:
Şema, Üzeyran, Lobıkan, Şilanıj, Mirxas, Keva, Siyahan kabilelerin ortak adıdır. Siverek-Çermik arasında bulunan Karahan köyü ve civar köylerden oluşan, dağlık, daha önceleri ormanlık olan, şu anda ağaçtan eser kalmayan bölgede bulunan köylerde ve Siverek dışında okumuş, aydın, tüccarları, bilim adamlar ile Türkiye'ye yayılmış bir aydın kitlesine sahip bir aşirettir.. Kırsalda yaşayanların geçim kaynağı hayvancılık olup, yoğun olarak şehirlere güç etmişlerdir.
6-HASARAN: (Ağ
açhan, Ağırmatlılar, Köran, Kafkıj, Sıma, Heyda, Mızrak) Kabilelerinden oluşan bir aşirettir.): Aşireti, Siverek-Çermik arasında bulunan bölgede ve kısmen de Çermik köylerinde yaşayan, genellikle hayvancılık ve ticaretle uğraşan, birkaç kabileden oluşan, , çoğunlukla şehir merkezine yerleşmiş bir aşirettir. Ormanlık bölgede yaşadıkları için orman ürünlerini satan ve uğraşan bir aşirettir.
7-BABLILAR:(Babı
jlar): Siverek-Çermik-Fırat üçgeninde bulunan köylerde ve yoğun olarak Siverek ilçe merkezinde yaşayan, hayvancılıkla uğraşan, Siverek ilçesinin en büyük aşiretlerinden biridir.
8-TIRKAN: Tı
rkan, aşireti Karacadağın eteklerinde yaşayan, hayvancılık ve tarımla uğraşan, Karacadağın eteklerinde, çeltik tarlaları ve kurulan kıl çadırları ile bilinen, kış aylarında Ceylanpınar ve Kızıltepe bölgesine göçer olarak yaşamların sürdüren, bir aşirettir.
9-KEJAN:(Keji) Siverek-Karacadağ
arasında bulunan bölgeden, Karacadağ'ın eteklerine kadar olan bölgede, Ceylanpınar ve Viranşehir bölgesine kadar yayılan, kısmen göçebe yaşamaya devam eden , bir aşirettir.
10-KOSAN (Kalender): Siverek-Fı
rat arasında bulunan bölgede ve kısmen Hilvan bölgesinde Bucak mıntıkasında yaşayan, , Tarım,Hayvancılık ve ilçe merkezinde ticaretle uğraşan, Kosan veya Kalender olarak bilinen bir aşirettir.
11-ARE
Şİ: Siverek-Karacadağ bölgesi arasında bulunan birkaç köyde yaşayan, , Siverek'te bulunan aşiretlerden biridir.
12-ÇEMİ
Kİ: Siverek'in doğusunda bulunan,bölgede birkaç köyde yaşayan ve kısmen de Virnşehir'e yerleşmiş, , tarım ve hayvancılıkla uğraşan, aşiretlerden biridir.
13-BERGUHAN: Siverek ve kı
smen daha sonra Ceylanpınar ve Şanlıurfa'ya yerleşen Kurmanci konuşan ve dağılmış, imen bilinen bir aşirettir.
14-MODAN: Siverek-Ergani sı
nırında bulunan köylerde yaşayan, sadece hayvancılıkla uğraşan, bir aşirettir.
15-NASAN: (Sı
mıkan, Ömeran, Sisiyan, Alayıba) kabilelerinden oluşan, Siverek-Ergani-Karacadağ üçgeninde bulunan köylerde yaşayan,tarım, hayvancılıkla uğraşan, son dönemde yoğun olarak şehir merkezine yerleşen, bir aşirettir.
16-BAYIKİ
(Küçükömerler-Kelok):Genelikle ilçe merkezinde ve kısmen köylerde yaşayan, tarım, ticaretle uğraşan, , birkaç kabileden oluşan bir aşirettir.
17-CERABİ
(GÜRPINAR): Aşireti, Karacadağ eteklerinden, Karakeçi ovasına kadar uzanan bölgede yaşayan, , tarım ve hayvancılıkla uğraşan, ŞEX XALIT (Şey Halit) Aşireti olarak bilinen,1925'lı yıllardan günümüze kadar Siverek Siyasal yaşamında etkili olan bir aşiret ve ailedir.
18-
ŞEĞAN(ŞEYAN): Siverek-Hilvan-Viranşehir ve Şanlıurfa orta bölgesine bulunan, bir çok alt kabileden oluşan ve CEVHERİLER olarak bilinen, bu bölgenin en büyük aşiretlerinden olup, yoğun olarak Şanlıurfa'ya yerleşen, Şanlıurfa siyasetinin 1950'lı yıllardan beri şekillendiren aşiret olup, , tarım, ticaret, hayvancılık ve sanayi ile uğraşırlar.
19-ALİŞ
ERLER: İlçe merkezinde ve Siverek-Viranşehir arasında bulunan birkaç köyde yaşayan, , sanayı, ticaretle uğraşan bir ailedir.
20-ANDARİ
: Siverek, Karacadağ-Viranşehir orta bölgesinde ve çoğunluğu Siverek ilçe merkezinde oturan, tarım, hayvancılıkla uğraşan, bir aşirettir.
21-BRODREJ(KURİ
): Siverek-Viranşehir bölgesinde yaşayan ve KURİ aşiretinin bir kolu olup, genellikle şehir merkezinde,1980 sonrası da büyük şehirlere ve Avrupa'ya yoğun göç vermiş bir aşirettir. Brodrej (Uzunlar) olarak bilinirler. Ünlü edebiyatçı, yazar Mehmet Uzun bu ailedendir.
22-Mİ
REKA: Siverek-Viranşehir orta kesiminde yaşayan, ,Viranşehir, Urfa Kızıltepe bölgesine kadar geniş bir alana yayılmış bir aşirettir.
23-KERAJEK: Siverek-Ergani sı
nırında, dağlık kesiminde yaşayan, , küçük, birkaç köyden oluşan, Modan aşiretinin bir kolu olarak ta bilinen bir aşirettir.
24-DO
ŞNİK: Siverek-Fırat havzasında ve ilçe merkezinde yaşayan bir aşiret olup, çoğu ilçe merkezinde yaşarlar.
25-Sİ
NİKİ: Genellikle Siverek ilçe merkezinde yaşayan bir aşirettir.
26-KÜRDİ
Kİ: Siverek-Diyarbakır arasında bulunan birkaç köyden ibaret bölgede yaşayan, bir aşirettir.Geçimleri tarım ve hayvancılıktır.
27-
ŞEHBIZİNİ: Siverek'te Fırat'a yakın bulunan Darağun Köyünde yaşayan, bir aşiret olup, Şehbizini Aşiretinin Siverek'teki bir koludur. Kendilerine özgü “Şehbizinice” dilleri vardır. Ancak şu anda köyde bu dili konuşan kalmamıştır.
28-MILLAN (Mİ
LLİ): Tarihte bilinen ünlü Milli Aşiretinin Siverek bölgesinde yaşayan koludur.
29-ACEMLER (OYMANLAR) :İlçe merkezinde ve Karakeçi ovasında yaşarlar, Çoğunlukla büyük şehirlere göç etmiş bir aşirettir.30-
ŞEĞ: Karacadağ eteklerinde ve Ergani sınırında yaşayan, Şeyh olarak bilinen bir küçük aşirettir. Tüm aşiretler üzerinde dini etkisi olan bir gruptur.
31-A
ŞIKLAR: Aşıklar, Siverek'in farklı renkleri, müzikleri, davulları, eğlencesi, dengbejleri ile sosyal yaşama, düğünlere renk katan, kültürel yaşamın kuşaktan kuşağa aktarmasında etkili olan, bazen davulcu-zurnacı,bazen çaycı, çerçi, bazen de Dengbej olan bu bahçenin farklı renkleridir.
Yukarı
da saydığımız aşiretler genellikle Zazaca(dımıli) Kürtçe(kurmanci) konuşurlar. Şehre yerleşenlerin çoğu Türkçe konuşmaktadır.
A
şiretler bu toprakların renkleri gelenekleri, dilleri, kültürleri, üretim şekilleri olduğu gibi, kan davaların, çelişkilerin, siyasetin, sosyal yaşamın, üretim biçimlerin, insani ilişkilerin, aile yapısının, kadın-erkek ilişkilerinin, şekillendirdiği, belirlendiği ve karara bağlandığı kurumlar olup, etkileri Ankara'nın siyasetinin şekillenmesine kadar uzanan, fiilen yaşayan, yaşatılan kurumlardır. Hem eleştirilen hem de korunan sosyal yaşamın yaşayan değerleridir.
ŞAİR İBRAHİM RAFET Şair İbrahim Rafet, 1875 yılında Siverek'te doğmuştur. Kadirzade ailesinden Abdurrahman Behçet Efendi'nin oğludur. Siverek Feyziye medresesinde okuyan İbrahim Rafet, o zamanın müftüsü Zülfükar Efendi'den ve Hacı Yusuf Sami Efendi'den ders almıştır. Burada Arapça ve Farsça derslerinin dışında müspet ilimleri de okumuştur. İbrahim Rafet şiirlerinde "RAFET" mahlasını kullanıyordu. Peygamberimizin mevlidi şerifini de yazmıştır. Tüm şiirlerinin toplandığı iki ciltlik divanı mevcut olup basımı yapılmamıştır. l342 (1926) yılında bir çok aşiret reisleriyle beraber Konya’ya sürgün edildi. O dönemde Atatürk'e hitaben yazıp gönderdiği bir şiir üzerine, sürgünü kaldırılan şair İbrahim Rafet, Konya'da memurluğa atandı. Burada 18 ay kaldıktan sonra Siverek'e döndü. Geri kalan ömrünü Siverek'te geçirdi ve 4 Şubat 1938 yılında vefat etti. Siverek’te defnedildi.
Şiirlerinden örnekler:
Yad eyle o demleri ki sefilane gezerim Çar köşe-i otağı garibane gezerim Etmişti gönül hayli zaman yurdunu gaip Ben de o garip elde hazinane gezerim
...............
Her veçhile kurtulmadan ümidi kesince Çal patlasın her yerde sefilane gezerim Dehr ateşini zehrile söndürmek için İstimli dimağımla rindane gezerim
HACI YUSUF SAMİ EFENDİ Hacı Yusuf Sami Efendi, Kadirzade ailesinden Müftü Eyyüp Efendi'nin oğlu olup 1846 yılında doğmuştur. Arapça ve Farsça dersleri ile birlikte Tarih, Edebiyat, Coğrafya, Hesap, Hendese, Hayvanat, Nebatat ve İlm-i nücum derslerini almıştır. Şiir dalında ve Hat sanatında da büyük başarılar sağlayan Yusuf Sami Efendi, uzun bir süre müderrislik yapmıştır. Siverek'te başta Ulu Cami ve Gülabi Bey camileri olmak üzere bir çok camideki hat örnekleri kendisine aittir. Bu yazılar günümüze kadar ulaşmıştır. Kendi el yazısıyla yazmış olduğu kitaplardan bu gün elimizde mevcut olanlar şunlardır.
1-Mevlid'i şerif 2-Künuzün-niem 3-Hilye-i Saadet 4-El Kasidetün- Necatiye Yusuf Sami Efendinin halen Ulu camide kendi hatttıyla yazmış olduğu ve kendisine ait olan Hilye'i şerif kasidesi şöyledir. Ne devlettir bu devlet kim bize lütfu inayettir A'tayı bi nihayet Lihye-i paki saadettir
Zamanı fırsatı elden bırakma gel ziyaret kıl Niyaz et halisane çün ziyaretgahi ümmettir
Selat ile selam et kubbe-i hadraya arz eyle Edibane ziyaret eyle yahu vakit fırsattır
...............
Resuli müctebanın yadigarıdır riayet kıl Buna ta'zimu tavkir eylemek Sami itaattır
BİCAN(Ahmet)
Siverek'te doğmuş ümmi bir halk şairidir. Keçeci olarak 1902 yılında Urfa’ya gelmiş ve altı yıl burada kalmıştır. 1910 yılında vefat eden Ahmet Bican'ın mezarı Siverek'tedir.
Şiirlerinden bir örnek:
Haramizadeler durdu nişane Bak nasıl kıydılar şu perişane Müessir kurşunlar erince cane Doldurdu efganı çölü yabanı
Ne yatarsın uyan ey kaddi ar'ar Seni vuran kimdir kim o derbeder Rehberdir zatına Cenab-ı Haydar Dünyevi uhrevi yüksektir şanı
Hazık tabip keşfetmedi yarayı Kime arz edeyim bu macerayı Maktul diye takrir eden tuğrayı Hamemdir eyleyen zarı nihanı
Şahedet şerbetin şu genç yaşında Nuş ettin mi anı mevtin çağında Bağban olduğun dostun bağında Kokladın mı sümbül ile reyhanı
ŞAHAP 1889 yılında Siverek'te doğdu. Ailesi Kadirzadelerden olup Harran sağlık memurluğu yapmıştır. 1932 yılında gittiği Diyarbakır'da tedavi gördüğü hastalıktan kurtulamayarak vefat etmiştir. Mezarı Diyarbakır Mardin Kapı mezarlığındadır.
Şiirlerinden bir kıta :
Ne dinsizsin a zalim meclisinde bir safa yoktur Vücudum yandı ser ta ser bana dar'üş-şifa yoktur Bütün haban içinde sen gibi hiç bi-vefa yoktur Bilirdim bi-vefasın zerrece sende vefa yoktur Lebi hamranı gösterdin beni anınla kandırdın
Prof.Dr.ABDÜLKADİR KARAHAN
Hacı Zülfükar Karahan'ın oğlu Abdülkadir Karahan, Türkiye’nin Eski Türk Edebiyatçılarının önde gelenlerindendir. 1913 yılında Siverek'te doğmuştur. İlk tahsilini Siverek'te yaptıktan sonra 1934 yılında İzmir Muallim mektebinin orta kısmını bitirdi. 1934-35’te İzmir’de öğretmenlik yaptı. Daha sonra İzmir Lisesini bitirdi. 1939 yılında İstanbul Üniversitesi Türk dili ve Edebiyat Fakültesi ve Yüksek Öğretmen Okulunu bitirdi. 1939-1942 yılları arasında Samsun Lisesinde, 1942-1947 yılları arasında da İzmir İnönü ve Atatürk Liselerinde Edebiyat Öğretmenliği yaptı. 1945 yılında Doktor, 1952’de Eski Türk Edebiyatı Doçenti oldu. Daha sonra Eski Türk Edebiyatı Profesörlüğüne yükseldi. 27 Mayıs 1960 İhtilalinde Üniversitelerden uzaklaştırılan 147’ler arasında o da vardı. Daha sonra kürsüsüne döndü. 1983’te emekli oldu. Uluslar arası kongrelerde 70’i aşkın tebliğ sundu. Şiirle edebiyata giren ve bir de şiir kitabı çıkaran Prof.Dr.Abdülkadir Karahan Eski Türk Edebiyatını konu alan araştırma ve incelemeleriyle bilinir. Eserlerinden Bazıları: 1-Güneşin Doğduğu Yurt (Şiirler-1934) 2-Fuzuli Muhiti Hayatı ve Şahsiyeti (1949) 3-Nabi (1953) 4-Nef'i (1954) 5-Fatih Şair Avni (1956) 6-Fuzuli'nin üç dilde şiirleri
Şiirlerinden bir örnek: ................. Gün ufukta belirdi sular parlıyor bakın Şimdi Dicle ruhuma parmaklarımdan yakın O da ışık içinde koşuyor ileriye..
Yer yüzü bir uçmağı andırıyor doğuda Altından saçlarını güneş yıkıyor suda Güneşi yudum yudum içen ırmak sarhoştur.
Gök kutlular gibidir bu doğuşu yakından Dağlar dönmüşe benzer heybetten bir akından Bilseniz gün doğuşu Dicle’de ah ne hoştur.
Prof. Dr. İHSAN SEZAL
1947 yılında Siverek doğdu. İlk ve orta öğrenimini Siverek ve Diyarbakır'da bitirdi. 1965 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesinde başladığı üniversite öğrenimini gittiği İngiltere'de tamamladı. Lisans ve yüksek lisansını Manchester ve Bath Üniversitelerinde yaptı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde doktorasını yaptı. 1988 yılında Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Müsteşarlığına getirildi. Müsteşarlığın yanı sıra dört yıl (1987-1991) YÖK üyeliği yaptı. UNESCO Milli komisyonu yönetim kurulu üyesi ve Başkan yardımcılığını da yapan Prof.Dr.İhsan SEZAL, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı iken, 1995 yılında Başkent Üniversitesi "Sosyal Bilimler Enstitüsü"nü kurmak görevini üstlendi (1995). Basılmış Kitaplarından Bazıları :
1-Alaca Dünya (Şiir 1969,1996) 2-Sosyoloji Yazıları (1983,1991,1995) 3-Sabır ve Gül (Şiir 1989) 4-Hangi Gökyüzü (Şiir 1995)
ANLAR
Hasretini vatanın Gurbette kalan anlar
Kıymetini güneşin Siste boğulan anlar
İçin için kavruldum Sılanın özlemi ile
Bu adamın derdiyle Tutuşmuş yalan anlar
Öpmek kara toprağı İçmek ak pınarlardan
Susadım öz yurduma Susuzluk çeken anlar
Durmuş zaman akmıyor Günler yıl kadar
uzun Geceler kum tanesi Çölleri aşan anlar
Gözlerim buğu buğu Kafam dumanlıdır hep
Öz sevgi ateşinde Aşk ile pişen anlar
MEHMET RAGIP KARCI 1945 yılında Siverek’te doğdu. İlk ve orta tahsilini Siverek’te yaptı. Erzincan’da askeri liseyi bitirdi. Dil ve Tarih-Coğrafyada Farsça eğitimini tamamladı. Çeşitli devlet dairelerinde görev yaptı. TRT’de pek çok belgesel program yapmıştır. Yayınlanmış şiir kitapları vardır. ”bir başkasının kitabı” ve “ yeni bir sevda süleymanı” kitapları ile tanınmıştır.
Çocukları Aramak Göğe en yakın bir ıslaklıkla inerken toprak Hani o anda bir ağız kavgasıdır başlar Çocuğun bir kar büyüsü gibi gidişini görürken ana Beşikte dağılan bir dumandır Dokuz ayın dinmez sancıları
Ve ölüm işte o anda Gerinip gerinip de Yağınca taş sessizliğini üstüne Eğilip eğilip de Bir kadın saçının düştüğü yerde aramalı çocukları
MERAL DALAMAN 1950’de Siverek’te doğdu. Yazı hayatına şiirle başladı. Öğretmenlik ve çeşitli yayın evlerinde yazı işleri müdürlüğü yaptı. İlk öğretim okulları için yardımcı ders kitapları hazırladı. Yayınlanmış şiir kitaplarından bazıları: “Deli Fırat”, “Dolu Dizgin Nereye?” “Dudaklarında ismin olacak” ve “Dünya Çocuklarına” Şiirlerinden bir örnek:
Ben Bir Öğretmenim
Uzat bana ellerini yavrum! Ben bir öğretmenim Öyle ürkek ürkek Bakma bana yavrum Ben! seninle senim
Acınız, acım oldu. Neşeniz, tebessümüm Hep beraber uygarlığa İnan bana yavrum Anayım sana, öylesine şefkatli Babayım sana , öylesine güçlü. Arkadaşım, kardeşim Seninle mutlu Seninle mutlu
Sen bu yurdun yarını, geleceği. Mimar dediler bana, verdiler seni Seni, sen yapmak için and içtim Uğruna feda ettim Gündüzümü, gecemi
A.HİCRİ İZGÖREN
1950 yılında Siverek’te doğdu. Yüksek öğrenimini Diyarbakır Eğitim Enstitüsü (Sosyal Bilimler)’nde tamamladı. 1980 yılından beri yurt içi ve yurt dışında çeşitli yayın organlarında şiirleri yayınlanmaktadır. Yayınlanmış şiir kitapları şunlardır. “Acıyla Diri”, “Sessizliğin Sağanağı”, “verilmiş Sözdür.” Şiirlerinden bir örnek:
36.Enlem
Bütün acıları gözlerinde damıttım Zaman koyaklarda rehindir artık Erteledim kederi
Bir yanım yağmura saplı bir yanımda kar Unuttum nerde yiter nerde doğar gün Eriyip dağılıyor bıraktığım gölgeler Ağıtlarda bekletilirim, şimdi yeniden Oysa kaç kez koparıp urganımı Şarkılarla geçmiştim bu geçitlerden
Ayak izleri silinmiş burda tarihin Yıldızlar anadan doğma kördür Birer uçurumdur çocuk gözleri
ALİ FUAT FIRAT Bir şair, gurbette ve hasta. Bu insanın memleket hasretini düşünün. Siverek kokusu... Çocukluğunun, gençliğinin hatıralarıyla dopdolu sokakları, ara sokaklardaki küçük kahveler, kadınların, seyyar satıcıların, mahalle arasında oynayan çocukların, şehir etrafını saran bağlardaki bağbancıların, şen şakrak bağırtıları ve bu insanların memleket havası kokan, Siverek kokan, deyimleri, mahalli yer ve maruf şahıs isimleri...! Ali Fuat Fırat, Siverek'in yetiştirdiği bağrı yanık bir şairdir. Siverek'ten ayrı kaldığı yıllarda, hasta yatağında Siverek hasretiyle yanıp tutuşurken, hayalinde canlandırdığı memleketini ustalıkla mısralara dökmüştür.
SİNAN KARAKAŞ
15.05.1955 SİVEREK GÜLABİBEY HANDÜZÜ SOKAK NO:3 TE DÜNYAYA GELDİ.DİCLE ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ MEZUNUYUDUR.HALEN GAZİANTEPTE YEREL GAZETEDE KÖŞE YAZARLIĞI YAPMAKTADIR.EMEKLİ EVLİ VE İKİ ÇOCUK BABASI OLAN ŞAİRİMİZİN www.antoloji.com DA 1420 ADET ŞİİRİ MEVCUTTUR.
MANİLER,ATASÖZLERİ, DEYİMLER, BEDDUALAR, DUALAR Evlerde ve Sohbet Meclislerinde Neler Yapılırdı Siverek tarih boyunca medeniyetlerin yatağı olan Mezopotamya da yer aldığı için bu coğrafyanın zengin folkloruna sahiptir. Pek çok iç ve dış göçlere sahne olan bölgede değişik kültürlerin izlerine hemen her alanda rastlamak mümkündür. Siverek, Cumhuriyetten önce ve sonrasında, kent kültürüne aşina , eğitim düzeyi yüksek bir nüfusa sahipti. Bu kitle içinde musiki, el sanatları, halk hikayelerinin sazsız söyleyicileri (Dengbejler ), şairler, maniciler, çalgıcılar, masal anlatıcıları ve daha niceleri vardı. Bunlardan çalgıcılar, evlenme, sünnet ve özel günlerde davul zurna başta olmak üzere cümbüş, bağlama dabruka, zil defi, rubap, tambura gibi çeşitli müzik aletlerini çalarak sanatlarını icra ederlerdi. Halk arasında “tambura” denilen 9 perdeli ve üç telli halk müziği sazını çalanlar ise, genelde belli dönemlerde mahallelerin geniş alanlarında tambura meydanlarını şenlendirirlerdi. Saz eşliğinde ya da sazsız sadece sözlü olarak atışırlardı. Bu meydanlarda çeşitli maniler ve türküler çalıp söyleyerek toplananlara müzik ziyafeti çekerlerdi. Ayrıca değişik giysiler giyen erkeklerin oynadığı ve adına" KÖÇEKÇE" denilen halk oyuncuları vardı. Diğer bir grup ise, halk hikayelerini söyleyenlerdir. Bunlar özel günlerde veya kış gecelerinde sohbet meclislerinde saatlerce şiirlendirdikleri halk hikayelerini sesleriyle ve kendilerine özgü makamlarda söylerlerdi. 1970'li yıllara kadar Siverek'te halk arasında çok güzel ve yerleşik bir adet vardı. Yakın akrabalar komşular, dostlar ve gençler büyük odalarda toplanırlardı. Benzerlerine günümüzde rastlanmakta ise de, eski oda canlılığı kalmamıştır. Şimdi televizyon artık bütün evlerin, meclislerin sohbet yetkisini elinde bulundurmaktadır. Bu odaların baş köşesinde alimler, yaşlılar ve aile büyükleri otururdu. Çeşitli yiyecekler, kuru yemişler, çiğ köfteler ve çaylar yiyilip içilirdi. Daha sonraki saatlerde, hüneri olanlar, hünerlerini gösterirlerdi. Çevrede ne gibi hal ve haberler var ise orada anlatılırdı. Daha sonra varsa alimlerden sorular sorulur cevaplar alınırdı. İleri gelenlerden sorunlara çözümler istenirdi. Herkes hünerini gösterdikten sonra, halk aşıkları “mesele”ler söylerlerdi. Önemli olayları kendi tarzlarıyla türkü halinde söyleyen “Dengbej ”lere sıra gelirdi. Bu sohbet toplantıları her hafta bir evde yapılırdı. Genellikle maddi durumu iyi olan evlerde daha sıkça yapılırdı. Siverek'teki maniciler ise, özel bir yeteneğe sahip olan ve toplumun sünnet, nişan, sohbet, düğün ve özel toplantılarında, içinde bulundukları ortama uygun olarak irticalen(doğaçlama) söyledikleri veya daha önceden ezberledikleri halk manilerini söyleyip insanları hem eğlendirir hem de düşündürürlerdi. “Mesele” ve “hikaye” anlatanlar ise genellikle uzun kış gecelerinin daha güzel ve daha neşeli geçmesini sağlarlardı.
SİVEREK’TE SÖYLENEN ANONİM MANİLER Mani benım ezberım Kan ağlıyor gözlerım Ben o yarın yolını Ölene dek beklerım Siverektır ocaktır Gülü kucak kucaktır Sivereğın kızları Tapılacak ocaktır
Siverek evrıleydı Çark gıbı çevrıleydı İçınde gezenım yok Dibınden devrıleydı Sivereğın uşağı Gevşek bağlar kuşağı Şaka maka dinlemez Çeker yağlı bıçağı Çıbığım ark içınde Dolanır çark içınde O boyın abdalıyam Gezer Siverek içınde Çıbığım yok uzadım Yar yolını gözledım Siverek’te eşın yok Senı kıme benzedım
Siverek’te at gezer Üstünde yiğıt gezer Sivereğın kızları Birı birınden güzel Çıbığımın uzını Gazel almış gözünü Ölmeyeydım göreydım Bi da yarın yüzını
Siveregi ögerler Damda sokı döğerler Sivereğın kızları Öldürmezler severler Siverek iki yoldır Birı sağ birı soldır Soluna canım kurban Yarın geldığı yoldur
Siverek’tır sarayım Senı kımden sorayım Mektuban teşekkürler Mah cemalın göreyım Ataş koydum kürege Mühür urdım direğe Acep o gün olır mı Yar gele Sivereğe
Masa üstünde pekmez Bu pekmez behen yetmez Sivereğın kızları Taksisız gelın gıtmez Aman güzel gemıcı Nerden aldın pırıncı Sivereg’ın içınde Benım yarım birıncı
Mınarada ezan var Has bahçada gezen var Sivereğın içınde Üreğımı ezen var Çarşıdan aldım narı Makinanın kolları Sivereğın içınde Beğendım nazlı yarı
Sivereğın kızları Yamandır anaları Başlıksız kız vermezler Alıpta kaçırmalı
Siverek yollarında Gül açar bağlarında Allah canımı alsın O yarın kollarında
Çadır kurdum düzlere Diken oldum gözlere İşte bağ ben gıdiyem Siverek kalsın sızlere Tepsiye serdım küncü Gerdana serdım incı Öyle bir yar sevdımkı Siverek’te birıncı
Siverekte yağ dolu Etrafı karla dolu Doktor behen ne yapsın Yüregım efkar dolu Hürriyet caddesınde Kitabı var elınde Benım sevdığım güzel Siverek lisesınde
Siverek kalasıyam Buranın alasıyam Nerde bir güzel görsem Ben onun hestesıyem Kala kalaya bakar Kaladan kanlar akar Delıkanlı durırken Ihtiyara kım bakar
Kaladan indım bu gün Elımde altın gügüm Ana benı tez ever İstemem dügün mügün Kaladan iner kaprağ Ağzında yeşıl yaprağ Gel sarılağ çıft yatağ Sonumuz kara toprağ Oğlan adın aloştır Fesın püskülü hoştır Her gün gel burdan savış Koy desınler berduştır Oğlan adın Alidır Boyın rehan dalıdır Her gün gel savış burdan Koy desınler yarıdır
Oğlan adın Ayıbtır Sırma aba giyıptır Akraba arasında Başlık almak ayıptır Oğlan adın Mustafa Canın gül koynun sefa Evvel böyle değıldın Şımdı oldın bé vefa
Çarşıdan aldım mışmış Göynüm aboya düşmüş Abo benım aşkımdan Bir aydır uyumamış Bu gün hava serındır Fatma abla gelındır Ağlama Fatma abla Emin abé senındır
Kız adın Fatma güzel Kaşların çatma güzel Açta koynuna girım Yalavuz yatma güzel Deniz kumsız olır mı İbrığ susız olır mı Kınamayın analar Gençler yarsız olır mı Karşıda karaçiler Otırmış fal açiler Dediler yarın gelmış Gönlümü hoş ediler Güvercin havadadır El urma yuvadadır Allah mırazım versın Ellerım duadadır
Güvercin perçindedır Hırhalı kızındadır Sağ olsın kellok mehle Güzelım içındedır Kormişkanda bir kuş var Kanadında gümüş var Aloş gıttı gelmedı Elbet bunda bir iş var
Demlıkte çay oldı yar Anan duysa yandın yar Kapıdan giremedım Genıştı oldu dar İncırım incır tutar Saatım zıncir tutar Gel de sarılağ yatağ Yüregım sancı tutar
Mor menekşe morlanır Yar kahvede dolanır Hasa peşkir belınde Çaylar ile dolanır Karşıda kara koyın Tutın kafese koyın Ben bu dertten ölürsem Adımı garip koyın
Kapıda durma oğlan Bıyığın burma oğlan Benı sehen vermiler Boş hayal kurma oğlan Teyşt dibınde deleme Kaşlar benzi keleme Ben senı gizlı sevdım Sen duyırdın aleme
Leymun yere mıhladım Gıttım geldım koğladım Yarın bir çıft lafını Can evımde sağladım Ben bir hebbe biberem Ortanızda dilberem Yarım yüzını eğme Mısafırem gıderem
Kalk gıdağ böylesıne Ğeripler mehlesıne Orda bir ğerip ölmış Hadı gıdağ yasına Terzının makinası Çık çık eder iğnesi Ben sevdım eller aldı Hayrını görmiyesı
Ben bir küçük fenerem Yana yana dönerem Geç buldum tez kaybettım Hala ona yanarım Yar başan néce dönım El yatsın gece dönım Gavur dinınden dönmi Ben sehen nasıl dönım Mezerım derin edın Su serpın serın edın Dünyada olamadım Ahirette gelın edın Ataş koydım mankala Kuşlar kondı çankala Sen orada ben burda Bende nasıl can kala
Ne yaman estın felek Umıdım kestım felek Eller sarmış yarını Behen ne kastın felek Eğıl çınarım eğıl Bu çınar benım degıl Yar üstüne yar sevmış Serçe parmağım değıl
Örümcek özlerınen Kım gördü gözlerınen Ben yarımdan vazgeçmem El alemın sözünen Bohça barın üstınde Ayva narın üstınde Dünyadakı şarkılar Hepsı yarın üstıne
Küp dibınde unım var Allah’tan umıdım var Seni behen verseler Koç babaya mumım var Odamın camı kırık Geziyem boynu kırık Hiç kimseler görmesın Benım gıbı ayrılık
Kızım naçar ağlama Gündüz geçer ağlama Bu kapıyı kapatan Bir gün açar ağlama Sarı kavun dilımı Tutamadım dilımı Hasret benı yandıri Allah bıli halımı
Mavı taksi boyandı Kapımıza dayandı Dün gece kaçacaktım Zalım abım uyandı Hacı pınarın düzü Zaptiye sardı bızı İki komşu bir hoca Kıysın nikahımızı
Eyvana serdım keçe Nice bu ömrüm geçe Acep o gün olır mı Elın elıme geçe Bu gece uymamışam Baş yere koymamışam Geçtı kızlar kervanı Vallahi duymamışam
Mendilım benek,benek Ortası çarğu felek Emmı oğlu dururken El oğlu neye gerek Mendilım benek,benek Ortasında kelebek Yazın beraber idık Kışın ayırdı felek
Mendilım turalıdır Sevgilım buralıdır Geçme kapım öğünden Yüreğım yaralıdır Mendilım arlı morlu Bir yar sevdım çok zorlu Utandım yar demeye Çağırdım orta boylu
Merdivanım kırk ayak Kırkına bastım dayak Paşadan emır gelmış Kızlara koca yasak Merdivanım kırk ayak Kırkına bastım ayak Oğlan dedı gel kaçak Kız dedı babam uyak
Karanfil onar açtı Saksılara dolaştı Sen benımsın ben senın Falcı bıze fal açtı Karanfil deste gıder Kokusu yare gıder Senı gören yigıtler Evıne heste gıder Karanfilın buharı Dalları baş yukarı Gıttım yarı sormağa Demedı gel yukarı Karanfil oylum oylum Yarı koynıma koyın Ben bu dertten ölürsem Adımı dertlı koyın Karanfil koydım tasa El vurdum basa basa Benım yarım çok güzel Birezım boydan kısa Kaşların dağlar benı Aşkın ataşlar benı Bu sene ğerip oldım Her gören taşlar benı
Kaşların karalıptır Gül benzın sararıptır İkı mıskal aklım var Onu da yar alıptır Kaşların karaymışsan Çok canlar yakarmışsan Anan muhabetınden Heç nasip almamışsan Kaşlarının karası Yüregımın yarası Niye böyle uzadı Mektubının arası Uzun uzun kamışlar Kamışı boyamışlar Yazık güle değıl mı Çalıya dolamışlar
Kaşın niye yay değıl Tenın nıye kar değıl Senın gıbı dilberın Niye aklı tam değıl Kavak uzanır gıder Dalı uzanır gıder Öpüş vermeyen kızlar Mabal kazanır gıder
Ben bir uzın kamışam Kapına yaslanmışam İster al ,ister alma Alnına yazılmışam Su akar bendı bılır Kız gıder fendı bılır Ben yarın kölesıyem Satarsa gendı bılır
Kazanlarda aş pişer Kaynanaya iş düşer Oğlan evıne maşallah Kız evıne daş düşer Su akar olğın olğın Üç güzel behen vurğın İkısı şöyle dursın Birısı boyıma uyğın
Bızım evın diregı Kaynanamın yüregı Ne karşımda durisen Abdesthane küregı Köprünün altı kazık Ölmüş kaynanam yazık Kaynanama acımam Bir top bezıme yazık
Kapı önü buz gıbı Kaynanam domuz gıbı Çatla patla kaynana Gezecağam kız gıbı Kazanda kelle bışer Kaynana gene şişer Onca şişme kaynana Sehen bir gemıg düşer
Bahçalarda bal kabak Açılır tabak, tabak Sen şeker ol ben kaymak Gel yiyağ barmak, barmak Boğça barsızdır güler Ayva arsızdır güler İçerim kan ağli Yüzün arsızdır güler
Bahçalarda kestane Dökülür tane, tane Şımdıkı kızlar ucızdır Gel alah beş on tane Bahçaya girdı kuzu Kolıma girdı sızı Anasını ararken Koynıma girdı kızı
Dama çıkmış el eder Küpeler gel gel eder İtın köpeğın oğlı Her yerde henek eder Dam dama dolaşıktır Sahan dolı kaşıktır Komşu kızın tenbele Bızım oğlan aşıktır
Kalmışam ben kalmışam Kız ben sehen kalmışam Senı alırım diye Evde békar kalmışam Oy nolaydı nolaydı O kız benım olaydı Vallah ben çok seviyem Kollarım dolanaydı
Kız enikten bağ behen Bağta bir göz at behen Derdınden ben erıdım Birez insaf ét behen Dama urdım kazmayı Al başından yazmayı Ben dün aklıma koydım Sana mektup yazmayı
Esmer çayından geçtım Kapıya bağtım geçtım Nazlı gülün elınden Bi tas savığ su içtım Bağda üzım olaydım Sepetlere dolaydım O yar hemama gıtmış Péştemalı olaydım
Hak hak hak kapı Hak kapı sağlam yapı O yar kapıya çıkmış Ayağında kapkapı Giymış kabardin şalı Şalvarı Heleb malı Kırk dügmelı yelegın Altında Acem şalı O yar behen yar behen Bu canım kurban sehen Evvel béle degıldın Ecep ne oldı sehen Oğlan oğlan yar oğlan Yar oğlan canan oğlan Düşmanlar benı isti Behen sehib çık oğlan Penceresı perdelı Kulakları küpelı Gönlüme ataş düştü Senı gördım görelı Develer katar katar Sevdığım tahtta yatar Öyle bir sevdığım var O uyanır ay batar Kız gidiyor çeşmeye Eda işve etmeye Sevdığın görır görmez Başlar cilve etmeye Elmaları soydular Ortasını oydılar Benım sevdığım kıza Yüz binlerı saydılar
Elınde su bardağı Al al olmış yanağı Her yérı güzel ama İlla kiraz dudağı Dabançam dolu saçma Ben geliyem sen kaçma Ben senı çok seviyem Kaçma sevdığım kaçma
Esmer çayı ağıyor Yarım damdan bağıyor Öyle bir yar sevmışem Bakışı can yağıyor Kız damdan ne bağısen Yüregımı yağısen Gönlüm yandı erıdı Derde derman olmisen
SİVEREK YAŞ ÜZÜMÜ Hikayeyi derleyen: Ramazan Özgültekin Diyarbakır’ın , “Arpa orağa geldi” türküsünün bir başka versiyonu olan “Siverek yaş üzümü” türküsünün içeriği "sevda" dır. Yörede meşhur olan üzüm ve tahıl, sevgiliye kavuşma sembolü haline getirilmiştir. Sanatçı, Siverek'in yörede meşhur olan yaş üzümünü kendi sevdası ile özdeşleştirip bir türkü haline getirmiştir. Türkülerimizde sevgili yoluna canlar erir, göz yaşları dökülür ,dizelerde ciğer yakan bu sevdaların dumanı tüter. Ali, Zeyno’yu deliler gibi sever, tırnağının taşa değmesini istemez. Ama hayat bu, herkes geçim derdinde, kırsal alanda tüm aile fertleri çalışır. Ailesi de Zeyno’yu tarlaya, bağa, ekin biçmeye göndermektedir.. Ali dokunmaya kıyamadığı Zeyno’sunun bağ ve tarla yollarında nazik ellerinin ve ayaklarının incinmesine dayanamayarak üzüntüsünü dizelere döker..
SİVEREK YAŞ ÜZÜMÜ
Kimden alındığı: Selahattin Erkan Derleyen : Ankara Devlet Konservatuvarı
Siverek yaş üzümü oy oy oy oy Bağlayın sağ gözümü oy oy sebebim Dediler yarin gelmiş oy oy oy oy Açın bağlı gözümü oy oy sebebim
Arpalar kara kılçık oy oy oy oy Dama çıkma baş açık oy oy sebebim Eğer beni sevisen oy oy oy oy Al bohçanı yola çık oy oy sebebim
Arpalar dize kadar oy oy oy oy Yarim gel bize kadar oy oy sebebim Sana çorap öreyim oy oy oy oy Topuktan dize kadar oy oy sebebim
CEMİL Hikayeyi Derleyen:Ramazan Özgültekin Siverek'in meşhur türkülerinden biri de "Cemil" isimli türküdür. Bu türkünün günümüze kadar gelen öyküsü şöyledir. Siverek'te Fatma isimli bir genç kız, yakışıklılığıyla nam salmış ve genç kızların yüreğini yakan Cemil’e sevdalanır. Ancak Cemil'in bundan haberi yoktur. Zamanla Fatma'nın Cemil'e olan sevdası dillerde dolaşmaya başlar. Fatma bu sevda yüzünden günden güne erir. Sonunda bu haber Cemil'in kulağına gider ve bir gün Fatma ile karşılaşır. Karşısında güzeller güzeli bir kız görür. Cemil de Fatma’ya sevdalanır. Aileleri evlenmelerine engeller çıkarır. Sevda acısına dayanamayan Cemil hastalanır. O dönemin ileri gelenleri araya girip, Fatma ile Cemil'i evlendirirler. Cemil'in sevdası öylesine alevlenmiştir ki, yüreğindeki kor sönmez ve ince hastalığa (verem) yakalanır. Bir müddet sonra dünyadan ve Fatma’sından ayrılır, Fatma'nın dünyası kararır. Cemilini kaybetmiştir. Cemil’e ağıtlar yakar, türkülerle çağırır. Fatma daha sonraki hayatında birbirini seven gençlerin düğünlerinde hem onları sevindirmek hem de Cemil’i yad etmek için def çalar, maniler söylerdi. Çoğu zaman da söylediği manilere müzik uyarlayarak çeşitli türküler meydana getirirdi.Bundan sonra halk arasında "Tefçi Fatma" diye anılmaya başlar . Tefçi Fatma’nın söylediği bu türkülerin çoğu maalesef unutulup gitmiştir.. Ancak kendi sevdası olan “Cemil” türküsünü her düğünde ve her zaman söylediği için bu türkü halka mal olup günümüze kadar gelmiştir.
CEMİL Kaynak: Tefçi Fatma
Kormişkanda bir kuş var Cemil Kanadında gümüş var Cemil Alo gitti gelmedi Cemil Elbet bunda bir iş var Cemil
BİR CİĞARA İÇ OĞLAN Hikayeyi derleyen:Ramazan Özgültekin Dillerden düşmeyen türkülerimizden birisi de "Bakkal Mahmud’un Kızı"dır. Bu türküde Siverek'e ait yer adları, yörenin şivesi ve deyimleri bulunduğu için başka yörelere mal edilmesi mümkün olmamıştır. Siverek'in meşhur mevkilerinden biri Hacı Pınar düzünde dükkanı olan Bakkal Mahmud'un güzel mi güzel, iki kızı vardır. Olayın yaşandığı dönemde Siverek'te bulunan Süvari alayında askerlik görevini yapan bir genç Hacı Pınarındaki Bakkal Mahmud'un dükkanının önünden geçerken, babasına yardım için dükkanda bulunan kızı görünce yerinde mıhlanır kalır. Gözü kızdan başka bir şey görmez olur. Kız da bunun farkına varır. Asker bundan sonra sık sık alış veriş bahanesi ile dükkana uğrar. Artık her gün bir bahane ile oradan gelir gider. İki genç birbirlerine vurulmuşlardır. Sonunda komşuların dikkatini çeker. Kızın babası da işin farkına varır. Ancak bu yabancı gence verecek kızı yoktur. Asker, kızı babasından ister. Babası vermez . Kız derdini türküye döker ve oğlana "Şimdi söyleyeceklerimi duyunca üzülmemesi için" "Bir cıgara(sigara) iç oğlan" iç ki, üzüntün biraz azalsın "Gel kapıdan geç oğlan" "Beni sehen (sana) vermezler" boşuna uğraşma beni sana vermezler. Bu sevdaya dayanamazsın, erimeni ve yıkılmanı istemiyorum,"Bu sevdadan geç oğlan"diye sevdiğinin kendisinden umudunu kesmesini ister. Oğlan ise, içindeki sevda ateşini “Hacı pınarın düzü-Felek ayırdı bizi” deyip kızı vermeyen anne babayı Felek’e benzeterek sitemini dile getirir. “Bakkal Mahmud’un Kızı- Yaktı yandırdı bizi” dizeleriyle, bu sevda ateşinin yüreğini yakıp kavurduğunu dile getirir. Kız ise, oğlanın kendisine de sitem ettiğini zannederek “Oğlan seni seviyem—Kimselere demiyem”diyerek oğlana sevdalı olduğunu belirtir. “Anam babam vermiyor da- Onlara edemiyem” sözleriyle, istemeyenin kendisi olmadığını, anasının babasının vermediğini ve onlara da gücünün yetmediğini anlatmaya çalışmaktadır. Hacıpınar Çeşmesi Nihayet babasının kızı vermeyeceğini anlayınca kızla anlaşarak kaçmaya karar verirler. Sözleştikleri bir gece kızı atına attığı gibi kaçırır ve kendi memleketine götürür. Araya yıllar girer. Çoluk çocuk derken barışırlar. Daha sonra Ş.Urfa' nın Ceylanpınar ilçesine yerleşirler.1981 yılında aynı yerde ölmüştür.
HACI PINARIN DÜZÜ
Bir cıgara iç oğlan Gel kapıdan geç oğlan Beni sehen vermezler de Bu sevdadan geç oğlan dıgel gel.
Hacı pınarın düzü Felek ayırdı bizi Bakkal Mahmudun kızı da Yaktı yandırdı bizi dıgel gel.
Oğlan seni seviyem Kimselere demiyem Anam babam vermiyor da Onlara edemiyem dıgel gel.
EVLERİNİN ÖNÜ YOLDUR YOLAKTIR
Bu türkü, Siverek’ten Mehmet Çelikkanat ve Faruk Uğurlu tarafından yapılmıştır. Mehmet Özbek tarafından derlenip notalanmıştır.
Kaynak : Ahmet Çelikkanat-Faruk Uğurlu Makamı: Uşşak Derleyen : Mehmet Özbek
Evlerinin önü yoldur yolaktır Başımıza gelen dektır dolaptır Ellerin huriyse benim melektir Ben yarime neler neler alayım
Ben yarime neler neler alayım Ben yarime ipek mendil alayım Darılmışsa gidip hatrın sorayım Ayrılığa yoktur benim dayağım
Evlerinin önü kahve dibegi Dibege vurdukça oynar yüregi Ne sen gelin oldun ne ben güvegi Ben yarime neler neler alayım
Ben yarime neler neler alayım Ben yarime ipek mendil alayım Darılmışsa gidip hatrın sorayım Ayrılığa yoktur benim dayağım
Evlerinin önü bulğur sokusu Yel estikçe gelir yarin kokusu Yarim küçük kendi cilve kutusu Ben yarime neler neler alayım
Ben yarime neler neler alayım Ben yarime ipek mendil alayım Darılmışsa gidip hatrın sorayım Ayrılığa yoktur benim dayağım
MERYEMMİ Kaynak: Mahmut Hamidanoğlu Altının ufağıyam Siverek uşağıyam Nerde bir güzel görsem Ben onun aşığıyam
Elma dalda dal yerde Bülbül ötmez her yerde Felek bizi ayırdı Her birimiz bir yerde
Siverek iki yoldur Biri sağ biri soldur Sağına kurban olam Yarın gittiği yoldur
GÜLLÜ GİDER BOSTANA Kaynak: Milli kütüphane arşivinde ses kayıtları ile birlikte mevcuttur.
Güllü gider bostana Gül doldurur fistana hey Korkarım yağmur yağar Mavi çarçaf ıslana hey
Aman gülüm yar gülüm Doldur bade ver gülüm Sensin bu dağın gülü hey Heeey gülü gülü hey
Elindeki nar mıdır Koynundaki yar mıdır hey Doğru söyle güzelim Benden başka var mıdır hey Aman gülüm yar gülüm Doldur bade ver gülüm Sensin bu dağın gülü hey Heeey gülü gülü hey
Elindeki nar ise Koynundaki yar ise hey Gençliğime doymiyim Senden başka var ise hey Nakarat
ÇUBUĞU ASMA YARİM (U.H.) Kaynak : Milli kütüphane arşivinde ses kayıtları ile birlikte mevcuttur.
Çubuğu asma yarim Anadan yosma yarim Bilsen yine huyundan Selamın kesme yarim Aman dayanamam
Elde fincana kurban Kolda mercana kurban Alem mala maliktir Bende bir cana kurban Aman dayanamam
Sabah oldu uyan yar Beni dertli koyan yar Ellerin gözü için Göze olam diken yar Aman dayanamam
Gidin bulutlar gidin O yare haber edin O yar uykuda ise Uykusun haram edin Aman dayanamam
EVLERİNDE MAKİNE Kaynak: Mehmet Öcal
Evlerinde Makine Yavrum Kalk gidelim hakime Beni baştan çıkaran Aman Siverekli Sakine Aman Bir o yandan bir bu yandan Yavrum Zülüf gerdan yaylasından
Degirmen üstü çiçek Yavrum Orak getirin biçek Beni baştan çıkaran Aman Siverekli gül çiçek Aman Bir o yandan bir bu yandan Yavrum Zülüf gerdan yaylasından
Çarçaf sarmış lacivert Yavrum Bir oğlan sevmiş çok mert Siverek’ten yar seven Aman Alır başına bin dert Aman Bir o yandan bir bu yandan Yavrum Zülüf gerdan yaylasından
ELMA YANIM (U.H) Bu uzun hava, Halk arasında “Taşçı Koçali” olarak tanınan merhum Koçali Alur tarafından, söz,müzik ve derlemesi yapılarak plağa okunmuştur.
Kaynak: Koçali Alur (Taşçı Koçali)
Elma yanım Elma yanım Kibar kızarmış elma yanın yar yar Oğul nasıl yatayım toprağa yar yar Vala bu dünyadan murad almadan yar yar Hain elinden yar yar
Güle damlar güle damlar Kibar gül soyudur güle damlar Oğul yanağı gül dudağı bal yar Vala ne biter güle damlar Hain elinden yar yar yar yar
SİVEREK ASMASIYAM Kaynak: Abdurrahman Kepekçi Makam: Uşşak Derleyen: İbrahim Tatlıses
Siverek asmasıyam Sümerın basmasıyam Ané doktor getirme O yarın hastasıyam
Bu kala ne kaladır Etrafı kerbeladır Ölüm Allah’ın emri Ayrılık ne beladır
SİYAH SAÇLAR YAN OLUR (SEVİM) Kaynak: Abdurrahman Kepekçi Makamı: Uşşak Derleyen: Halil Kendirli
Siyah saçlar yan olur Görenler heyran olur Sevim senın yüzünden Kavga degıl kan olur Sevim Sevim yıkılsın evin
Sevim Sevim yıkılsın evin Eller kınalı Sevim Gözler sürmelı Sevim Anasının bir tanesı
Deniz dalğasız olmaz Gençlığ sevdasız olmaz Siverek’ten yar sevenın Başı belasız olmaz
Sevim Sevim yıkılsın evin Eller kınalı Sevim Gözler sürmelı Sevim Anasının bir tanesı Sevim Sevim yıkılsın evin
Sürme çekmış gözlerıne İnandım yar sözlerıne Mail oldum gözlerıne Ah lé Cemo Vah lé Cemo Ez Kurbana bejna temo Vah lé Cemo lé lé Cemo Lé lé lé Cemo
Altın takam gerdanına Senı sarayım canıma Koşa koşa gel yanıma Ah lé Cemo Vah lé Cemo Ez Kurbana bejna temo Vah lé Cemo lé lé Cemo Lé lé lé Cemo
Sil gözünden sürmelerı Çöz gögsünden dügmelerı Göreyım gül sinelerı Ah lé Cemo Vah lé Cemo Ez Kurbana bejna temo Vah lé Cemo lé lé Cemo Lé lé lé Cemo
BU PINAR EŞME PINAR Kimden Alındığı:Sadun Çelik Derleyen : Mehmet Özbek
Bu pınar eşme pınar Yaramı deşme pınar Yar yanına gelende Su ver konuşma pınar Vay bana hele hele bana Bende kurbanam sana Bu gece buralıyam Ne bahtı karalıyam El beni aşık sanar Yürekten yaralıyam Nakarat Bu gece uymamışam Ser yere koymamışam Yastık kurbanın olam Ben ona doymamışam Vay bana hele hele bana Bende kurbanam sana